Helva Derin Dondurucuya Konur mu? Bir Kış Gecesinin İçimde Kalan Hikâyesi
Kayseri’de kış bazen sadece hava durumu değildir; insanın içine işleyen, sesi azaltan, hatıraları daha belirgin hâle getiren bir şeydir. O kış da öyleydi. Sokak lambalarının altında biriken karın bile sessizliği vardı. Evlerin pencereleri buğulu, insanlar biraz daha içine kapanıktı. Ben de 25 yaşında, defterlerine fazla şey yazan, çoğu zaman duygularını saklayamayan biriydim. İçimde ne varsa sayfalara döküyordum çünkü yok saymak daha ağır geliyordu.
O gün, hayatımda sıradan görünen ama sonradan içimde uzun süre kalan bir şey oldu. Her şey helva ile başladı.
Bir Tepsi Helva ve Dağılan Sessizlik
Annem o gün mutfakta helva yapıyordu. Tereyağının kokusu evin her köşesine yayılmıştı. Çocukluğumdan beri o koku bana güven hissi verirdi ama o gün farklıydı. Sanki evin içinde bir şeyler eksik gibiydi.
Babaannem birkaç hafta önce vefat etmişti. Evdeki sessizlik onun yokluğunu daha ağır hissettiriyordu. O hep helvayı çok severdi. Özellikle irmik helvasını. “Helva kavrulurken insanın içi de kavrulur” derdi, anlamını tam çözemediğim bir cümleydi o zamanlar.
Annem helvayı yaptıktan sonra büyük bir tepsiye döktü. Üzerini kapattı. Ben mutfak kapısında durup onu izliyordum.
O an içimde garip bir soru doğdu. Hem çok basit hem de çok saçma gibi duran bir soru:
“Helva derin dondurucuya konur mu?”
Bunu sesli söyledim. Annem dönüp bana baktı, kısa bir sessizlik oldu. Sonra hafifçe gülümsedi ama gözleri yorgundu.
“Konur ama aynı kalmaz,” dedi.
O cümle o kadar basitti ki, o an önemini anlamadım. Ama sonra her şeyin içine işleyecekti.
Derin Dondurucuya Sığdırılamayan Şeyler
O gece helvayı küçük kaplara bölüp derin dondurucuya koyduk. Annem “bozulmasın” diyordu. Ama benim içimde başka bir şey bozuluyordu.
Babaannemin odası hâlâ aynıydı. Yatağı toplanmamış gibi değildi ama sanki biri her an geri gelecekmiş gibi yarım bırakılmıştı. O odanın kapısından geçerken içimde bir sızı oluyordu.
Derin dondurucuya helva koymak bana tuhaf bir şey gibi geldi. Sanki tatlıyı değil de bir hatırayı saklıyorduk. Donmuş bir şeyin içinde geçmişi muhafaza etmeye çalışıyorduk.
Defterime o gece şunu yazdım:
“Bazı şeyler soğukta korunmaz. Sadece ertelenir.”
Ama o zaman bile neyi ertelediğimizi tam bilmiyordum.
Bir Sabahın Donuk Gerçeği
Ertesi sabah mutfağa girdiğimde annem kahve içiyordu. Derin dondurucudan çıkardığı helvayı çözdürmeye çalışıyordu. Ama görünüşü farklıydı. Rengi değişmiş, dokusu sertleşmişti. Sanki eskisi gibi değildi.
Annem kaşığıyla karıştırdı, sonra bana baktı.
“Helva derin dondurucuya konur mu diye sormuştun ya,” dedi.
Başımı salladım.
“Konur ama geri geldiğinde aynı olmaz.”
O cümle içime oturdu. Sadece helva için değil, başka şeyler için de geçerliydi sanki. İnsanlar, anılar, ilişkiler… Donunca aynı kalmıyordu hiçbir şey.
O an fark ettim: biz sadece helvayı değil, babaannemi de bir şekilde “saklamaya” çalışıyorduk. Ama bazı şeyler saklanınca korunmuyordu, sadece uzaklaştırılıyordu.
Babaannemin Sandığı ve Açılmayan Kapak
O gün öğleden sonra babaannemin sandığını açtım. İçinde eski yazmalar, fotoğraflar ve küçük notlar vardı. Hepsine dokunurken içimde hem bir sıcaklık hem de keskin bir boşluk vardı.
Bir fotoğraf buldum. Gençliği. Elinde bir tabak helva tutuyordu. Gülüyordu.
O an boğazım düğümlendi. Hayal kırıklığı hissettim. Çünkü o gülüş artık yoktu. Ve ben o yokluğu hiçbir yere koyamıyordum.
Derin dondurucuya helva koymakla sandığa fotoğraf koymak arasında bir fark yok gibiydi o an. İkisi de zamanı durdurmaya çalışıyordu. Ama zaman durmuyordu.
Mutfağa Dönen Duygular
Akşamüstü annemle tekrar mutfağa girdik. Helvadan bir parça çıkardık. Tadına baktım. Beklediğim gibi değildi. Ne kötüydü ne iyiydi. Sadece… eksikti.
Anneme baktım.
“Bir daha yapalım mı?” dedim.
Başını salladı ama gözleri doluydu.
“Yapılır ama aynı helva olmaz,” dedi.
İşte o an içimde hem bir umut hem de derin bir hayal kırıklığı aynı anda vardı. Umut çünkü tekrar yapılabilirdi. Hayal kırıklığı çünkü hiçbir şey ilk hâline geri dönmezdi.
Helva Derin Dondurucuya Konur mu? Sadece Bir Yemek Soru Değil
O gün fark ettim ki bu soru aslında yemekle ilgili değildi. “Helva derin dondurucuya konur mu?” sorusu, bir şeyi kaybettiğinde onu geri getirme isteğinin sorusuydu.
İnsanlar bazı şeyleri saklamak ister. Sesleri, kokuları, anları… Ama saklamak ile korumak aynı şey değil.
Ben o gün bunu öğrendim. Hem çok geç hem de çok erken bir şekilde.
Gece ve Yazdığım Defter
Gece olduğunda odama çekildim. Defterimi açtım. Ellerim titriyordu biraz.
Şunları yazdım:
“Helva donunca bozulmaz sanıyorsun. Ama aslında sadece bekler. Tıpkı içimde bekleyen şeyler gibi.”
Sonra durdum. Uzun süre boş sayfaya baktım. İçimde hayal kırıklığı vardı çünkü babaannemi geri getiremeyeceğimi biliyordum. Ama aynı zamanda küçük bir umut da vardı: hatırlamak onu tamamen kaybetmek değildi.
Bir Koku, Bir Eksiklik
Birkaç gün sonra mutfakta yine helva kokusu yayıldı. Bu kez annem yapmamıştı. Komşu getirmişti. Ama kokusu bile bana farklı geldi.
Babaannemi hatırlattı.
Ama bu hatırlama artık acıtmıyordu. Sadece içimde bir boşluk bırakıyordu. O boşlukla yaşamayı öğreniyordum.
“Helva derin dondurucuya konur mu?” sorusu artık bir teknik soru değildi. Bir yasın, bir kabullenişin sorusuydu.
Kabullenişin Sessizliği
Zaman geçtikçe helva meselesi gündelik hayatın bir parçası gibi kaldı. Ama içimde bir yerde hep o kış gecesi durdu.
Anladım ki bazı şeyler korunmak için değil, hatırlanmak için vardır. Derin dondurucu sadece fiziksel bir yer değildir; bazen insanın kalbidir. Orada saklanan şeyler değişir, dönüşür, uzaklaşır.
Ama tamamen kaybolmaz.
Son Bir Bakış
Bugün hâlâ helva yaptığımızda o soruyu hatırlarım.
“Helva derin dondurucuya konur mu?”
Cevap artık basit değil benim için. Konur. Ama mesele konulup konulmaması değil.
Mesele, saklamaya çalıştığın şeyin gerçekten geri gelip gelmediği.
Ve çoğu zaman, gelmiyor.
Umarız “Helva derin dondurucuya konur mu” hakkındaki bu rehber işinize yaramıştır. Altinetut ailesiyle kalmaya devam edin!